Ata Yatırım, 2026 yılının ikinci yarısına ilişkin beklentilerini içeren yeni Strateji Raporu’nu yayımladı. Raporda, enflasyondaki düşüş, cari dengedeki iyileşme ve kur istikrarının sürmesiyle birlikte Türkiye ekonomisinin ilk yarıya göre daha olumlu bir görünüm sergilemesinin beklendiği belirtildi.
Rapora göre yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 28,3, politika faizi beklentisi ise yüzde 35 olarak öngörülüyor. Türkiye ekonomisi için yüzde 3 reel büyüme tahmini korunurken, yıl sonu cari açık beklentisi 55 milyar dolar seviyesinde bırakıldı.
Borsa için hedef yükseldi
Ata Yatırım, değerleme çalışmaları doğrultusunda BIST 100 endeksi için 12 aylık hedefini 19.000 puandan 19.600 puana yükseltti. Bu seviye mevcut değerlere göre yaklaşık yüzde 43’lük yükseliş potansiyeline işaret ediyor.
Raporda, banka dışı şirketlerin 2025 yılında yaşadığı kâr daralmasının ardından 2026’da yeniden güçlü büyüme göstereceği beklentisinin hedef revizyonunda etkili olduğu ifade edildi.
Dört temel risk öne çıkıyor
Rapora göre önümüzdeki dönemde piyasaların yönünü belirleyecek başlıca riskler şöyle sıralanıyor:
- Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmeler ve Rusya-Ukrayna savaşı
- Küresel ticaret politikalarındaki değişimler
- Enflasyon ile para ve maliye politikalarının seyri
- İç siyasi gündemde yaşanabilecek gelişmeler
Petrol ve kur kritik önemde
Ata Yatırım, Brent petrolün 80-95 dolar bandında kalmasının Türkiye ekonomisi açısından yönetilebilir olduğunu değerlendirirken, fiyatların 100-110 doların üzerine çıkmasının cari açık ve büyüme üzerinde baskı oluşturabileceği uyarısında bulundu.
Raporda ayrıca döviz piyasasında istikrarın sürdüğü, TCMB rezervlerinde toparlanmanın devam ettiği ve yabancı yatırımcı ilgisinin özellikle tahvil piyasasında kademeli olarak arttığı değerlendirmesi yer aldı.

Hisselerde seçici olunmalı
Ata Yatırım, faiz indirimlerinin kademeli ilerleyeceği beklentisi nedeniyle yılın ikinci yarısında hisse piyasasında seçici hareket edilmesini öneriyor.
Raporda özellikle;
- güçlü iç pazara sahip,
- düşük borçlulukla çalışan,
- operasyonel verimliliği yüksek,
- finansman erişimi güçlü
şirketlerin öne çıkabileceği belirtilirken, TL’nin reel değer kazanmasının ihracatçı şirketlerin kârlılığı üzerinde baskı yaratmaya devam edeceği ifade edildi.




