Çin ekonomisindeki dengesizlik artık yalnızca Pekin’in iç meselesi değil. Gayrimenkul sektöründeki uzun süreli sorunlar ve zayıf tüketim nedeniyle iç talep istenen ölçüde toparlanmazken, Çin büyümeyi üretim ve ihracat üzerinden desteklemeye devam ediyor.
Bu politika ülkenin dış ticaret fazlasını büyütürken, Çin mallarının dünya pazarlarındaki ağırlığını da artırıyor.
G20’de Çin rahatsızlığı
Financial Times’ın aktardığına göre geçen hafta düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında Çin’in “piyasa dışı” politikalarının küresel ticarette yarattığı dengesizlik konusunda geniş bir görüş birliği oluştu.
Ancak Pekin bu eleştirilere katılmadı ve konuya ilişkin ortak G20 bildirisine onay vermedi.
Batılı ülkelerin temel itirazı, Çin’in üretim kapasitesindeki hızlı büyümenin diğer ülkelerdeki sanayi şirketleri üzerinde giderek daha fazla baskı yaratması.
Otomobilden çipe uzanıyor
Gerilimin merkezinde artık yalnızca tekstil veya düşük maliyetli tüketim ürünleri bulunmuyor.
Çin; elektrikli otomobil, batarya, güneş enerjisi ekipmanları ve yarı iletkenler gibi stratejik sektörlerde küresel ağırlığını artırmaya çalışıyor. Bu nedenle ticaret fazlası tartışması ekonomik olmaktan çıkıp teknoloji ve jeopolitik rekabetin de bir parçasına dönüşüyor.
ABD ve Avrupa’nın Çin ürünlerine yönelik tarifeleri ve kendi sanayilerini desteklemek için uyguladığı teşvikler de şimdiye kadar Çin’in ihracat gücünü tamamen kıramadı.
Yeni ticaret savaşlarının habercisi mi?
Çin’in ihracat ağırlıklı büyümeyi sürdürmesi halinde korumacı önlemlerin daha fazla ülkeye yayılması ihtimali bulunuyor.
Bu da küresel ekonomi açısından yeni bir risk yaratıyor. Çin’deki zayıf iç talebin yarattığı üretim fazlasının dünya pazarlarına yönelmesi, ülkeleri yerli sanayilerini korumak için daha yüksek gümrük vergileri ve yeni ticaret engellerine yöneltebilir.
Dolayısıyla Çin’in büyüyen ticaret fazlası, önümüzdeki dönemde küresel ekonominin en önemli anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya aday.
Kaynak: Financial Times, 10 Eylül 2026.



